WAN - Wan'daki 1 Eylül dolayısıyla düzenlenen panelde konuşan yazar Fatma İzol, "Başmüzakerecinin tutsak olması konuyu yetersiz bir şekilde tartışmaya neden oluyor. Öcalan'ın özgürlüğü noktasında adım atılmalı" dedi.
Wan Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri kapsamında baronun konferans salonunda panel düzenledi. Yazar Fatma İzol, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın barış girişimleri ile Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nı hatırlatarak, “50 yıllık bir savaştan sonra bugün 3 nokta üzerinde tartışmamızı yoğunlaştırmamız gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan 3 noktada bir perspektif ortaya koyuyor. Neden birlikte yaşamak gerektiği, neden barışta ısrar edildiği ve neden kadının merkezde olması gerektiği. Biz bu 3 soruya doğru yanıtlar verirsek barışın neden sağlanması konusunda da geniş bir perspektif oluşturacağız" diye konuştu.
Fatma İzol, "Demokratik cumhuriyetten bahsediyoruz. Bu bizim talebimiz dışında olması gereken bir şey. Talep etmemize gerek yok zaten, onun kendiliğinden olgunlaşması gerekiyor. Ama bugün bunu talep etmek durumundayız. Anadilde konuşma hakkı talebimiz var. Bunun için hemen bir çözümün üretilmesi gerekiyordu ama çözüm üretilmediği için bunu da talep etmek durumundayız. Biz insan haklarıyla ilgili talepleri dile getiriyoruz" dedi. Barışı en çok talep edenlerin savaşan kadınlar olduğuna dikkati çeken Fatma İzol, mücadele eden kadınların barışın sağlanmasında rolünün büyük olması gerektiğine vurgu yaptı.
'ÖCALAN ÖZGÜR OLMALI'
Fatma İzol, Abdullah Öcalan ve DEM Parti İmralı Heyeti arasındaki görüşmelerin yetersiz olduğunu, Abdullah Öcalan’ın sürecin mimarı olarak fiziki özgürlüğüne kavuşması gerektiğini vurguladı. Fatma İzol, "İlk defa Kürtler ve Türkler masa oluşturmuş ve taraflardan biri tutsak. Devlet ne zaman tarih verirse ancak o zaman görüşmeler yapılıyor. Sayın Öcalan nezaketli bir insan. Kendi özgürlüğüyle ilgili değil, barışı nasıl inşa edebiliriz, bunlar üzerinde konuşalım istiyor. ‘Bireyin tutsaklığı toplumun tutsaklığıdır’ diye bir söylemi de var. Bizim de Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü talep etmemiz en doğru noktada. Başmüzakerecinin tutsak olması, bu konuyu yetersiz bir şekilde tartışmaya neden oluyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürleşmesi noktasında artık adımların atılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘DÜNYADA GÖRÜLMEMİŞ BİR ÖRNEK’
Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, zorlu bir süreçten geçildiğini söyledi. Tahmaz, Öcalan'ın çağrısının aynı zamanda "demokratik mücadele zemini" çağrısı olduğunu kaydetti. Tahmaz, "İzleme sürecinden çıkmak gerekiyor. Çağrı, Türkiye’ye yeni bir ufuk açan bir fırsattır. Silahların yakılmış olmasını tanımlayarak muhalif olamayız. Silahların yakılması sürecine nasıl gelindiğini, nasıl riskler üstlenildiğini ve nasıl sorumluluklar üstlendiğimizi dikkate almak gerekiyor. Bu sürecin bozulması, AKP’nin isteğiyle bozulacak bir süreç değil. Türk siyasal aklının iradesiyle bozulabilir. Öcalan, Kürt siyasi hareketini, PKK’yi bir rotaya koydu. Ne dedi? ‘Ben silahlı çatışmayı hukuki ve politik bir zemine sokarım.’ Bu şu demektir; Kürt sorununun çözüm mücadelesinin politika ve hukuk zemininde sürmesi stratejisine yönelin. Söz edilen yeni manifestonun ruhu esas olarak bu. Bu dünyada çatışma çözümü örneklerinden görülmemiş bir örnek” şeklinde konuştu.
‘KÜRT SORUNU EŞİTLİK MESELESİDİR'
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Coşkun Üsterci ise, Kürt sorununun özünde bir eşitlik ve adalet meselesi olduğunu söyledi. Üsterci, "Çünkü Kürtler, bu ülkede yaşayan her insan gibi temel hak ve özgürlükleri eşit, doğal ve adil bir şekilde kullanamıyor. Kullanılmadığı için de bu sorun yaşanıyor. Şiddet ve çatışma da bu nedenle devam ediyor. Kürt meselesi, sadece Kürtlerin meselesi de değil. Halkların eşit ve adil bir şekilde kullanılması aslında Türkiye’nin temel meselesi. Toplumun barışa sahip çıkmasını sağlamak tam da şu anda önerildiği gibi demokratik toplumun yaratılması meselesini sağlamak hepimizin sorumluluğu. Önemli bir fırsatla karşı karşıyayız” diye belirtti.