İşkence, tecrit, sürgün içinde bir hasta tutuklu: Pepûk!

img

İSTANBUL - Cezaevinde 25 yılda işkence, baskı, tecrit, sürgün ve onca hastalığa rağmen yaşama ve direnme sevincini kaybetmeyen ağır hasta tutuklu Cengiz Sinan Halis Çelik, şiirinde kendisini, “Kenger döngüsü vakitte kırlangıçlara açarım avuçlarımı, Yüzümü suyun insafına dökerim. Pepûk! pepûk! Pepûk” diye anlatıyor. 

Silivri 5 Nolu L Tipi Cezaevi'nde tutulan ağır hasta Cengiz Sinan Halis Çelik, ciddi sağlık sorunları yaşıyor. 1974’te Dersim’in Hozat ilçesinde dünyaya gelin Çelik, 1997’de Ağrı’da silahlı çatışmada yaralı olarak, gözaltına alındı. Yaralı halde 54 gün boyunca gözaltında ağır işkenceler gören Çelik, daha sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan Çelik’e müebbet hapis cezası verildi. 25 yıldır cezaevinde tutulan ağır hasta tutuklu Çelik, sırasıyla Erzurum, Giresun, Kırıkkale, Sincan, Tekirdağ, Muğla, Metris cezaevlerinde tutuldu.
 
BİRÇOK ÖDÜL ALDI
 
Cezaevinde Türkçe ve anadilinde Kürtçe (Kırmanckî) şiirler yazan Çelik’in resim çalışmaları yurt içi ve yurt dışındaki sergilerde yer aldı. Dergi ve gazetelerde şiir, düzyazı ve makaleleri yayımlanan Çelik; 19’uncu (2011), 20’nci (2012), 23’üncü (2015) Hüseyin Çelebi Edebiyat Etkinliği’nde Türkçe ve Kürtçe şiir dallarında, İnsan Hakları Derneği Bingöl Şubesi’nin 2010’da düzenlediği “Resim, Şiir ve Öykü Yarışması”nda şiir dalında, 2012 yılında gerçekleşen Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’nde şiir dalında ödüllere değer görüldü.
 
NEREYE IŞIK TUTUYOR?
 
Cezaevinde uzun süredir resimle, şiirle uğraşan Çelik, yeni yılda “Serdestan” adlı şiir kitabı çıktı. Çelik’in Ayrıntı Yayınlarından çıkan şiir kitabı tarihe, yaşama ve yaşananlara ışık tutuyor. Çelik, şiir kitabında Kürtlerin tarihine, Keldani, Ermeni halkların yanı sıra Urartu, Med imparatorluğu, Hurrilere ve Zerdüştlük inanıcı gibi birçok konuya ışık tutuyor. Ahmede Xanî, Mem û Zîn anlatısına ve birçok Kürt destanına da işaret eden Çelik, proto Kürtlerin tanrıçası olarak kabul edilen Anahît’e de yer veriyor.
 
KAN YÜRÜYECEK GECEDE
 
Çelik, Roboskî’de savaş uçaklarının bombardımanı sonucunda katledilen 34 Kürt için kaleme aldığı “Siy-ah” şiirinde, yakın beleğe de işaret ediyor.
 
“Soğuk ve karanlık gecenin dağlara açılan kapısından
Bir çift sözle,
Uğurladım vedaları emanet kalanları
Sükût henüz uykudayken gökten gelecek gazap!
Azap içinde yarılacak yerin bağrı!
Kan yürüyecek gecede”
 
DİRENCİN KAYNAĞI
 
Çelik’in “Serdestan” şiir kitabının editörü Levent Turhan Gümüş, kitabın tanıtım bölümünde, her kitabın kendince bir öyküsünün olduğunu ve Serdestan’ın öyküsünün de Çelik’in gördüğü sorgu, işkence ve müebbet ceza ile başladığı görüşünü paylaşıyor. Çelik’in şiirinde ağır tecrit ve işkence haline rağmen “ağırlaştırılmış hüzün, yazıklama” olmadığına dikkati çeken Gümüş, bunun yanı sıra kadim bir direncin olduğu görüşünde. Gümüş, bu direncin kaynağını ise, Mezopotamya topraklarına, efsanelerine ve bizzat yakın tarih ve beleğine bağlıyor.
 
KIRK DENGBÊJİN UYUDUĞU ŞİİR
 
Gümüş’ün Çelik’in şiirini tanımlaya başladığı ilk sözcükleri ise şöyle: “İyi şiir, üzerini külün örttüğü kor gibidir. Köz eşelendiğinde kızıl kor parçaları nasıl ışıl ışıl parlarsa iyi şiir de sis pus içinde kendini belli eder, parıldar.” Çelik’in şiirini Kürt mitolojisi ile yakın tarih arasındaki köprü olarak tarif eden Gümüş, şiirini, “Şeceresinde kırk dağ doruğunun yazılı olduğu, ıssız koyaklarında kırk dengêbejin uyuduğu şiir” kalın bir elbise ile giydiriyor.
 
TUZ VE HASRET
 
Şair Çelik’in sesine de değinen Gümüş, “Hevesleri maviye kesmiş külrengi bir ülkeden, alacakaranlık bir ülkede yaşayanlara seslenir; ‘geri geldim, buradayım’ der” şeklinde tarifler. Gümüş, Çelik’in sesinin kokusunu ise, “Tuz ve hasret”e benzetir. Çelik’in şiirlerinde işaret ettiği acı, hüzün ve sevinçlere de vurgu yapan Gümüş, sözüne, “Dicle’ye seslenir; hatırlar: Kandilde tutuşan da odur, ateşlere atılan da; Mem’dir, Siyabend’dir” şeklinde renk verir.
 
GÜNAYDIN IŞIKLI DÜNYA
 
Çelik’in tuzdaki sırrın ve terdeki öfkenin yanı sıra tamamlanmamış hikayenin neyi anlattığını sorguladığını ve Çelik’in çocuklara has bir hevesle seslendiğini belirten Gümüş, “Müebbette yazgılı bir hayat içinden çocuklara has bir hevesle sesleniyor; Günaydın ah uzak, ışıklı dünya. Merhaba! Rojbaş!” diye kaydetti.
 
KÎNE EM?
 
Gümüş, Çelik’in şiirlerine dair ise şunları belirtiyor: “Gümüş bir tas içinde yanan, dili yasak bir masaldır destanda anlatılan. Acıyla yanıp kavrulmuş kederli bir tarihin yazıcısı olarak ‘Kimiz biz!’ diye sorar şiir: ‘Kîne em?’
 
PEPÛK
 
Kanayan, eksilen çocukluktur. Büyüdükçe çocuk ayaklardaki yarıklar da büyür, acılar katmerlendikçe ‘gümüştas masalları’ kabardıkça kabarır. Korku! Çocuk kalpleri bukağılayan korku! Dönüp bir kez daha soracaktır şiir: ‘Kimdi korkutan! Kimdik biz? Ahperig’i hatırlar, kardeş Hrant’ı, güvercin tedirginliğini. Yerde upuzun yatmaktadır. Bir kardelen çiçeği havalanır ölünün kundurasından.
 
Ve şair, başladığı gibi “pepûk!” diye seslenerek bitirir kelâmını.”
 
Çelik’in kitabında yer bazı şiirler şöyle: 
 
UYANIRSA UYKUSU 
 
“Şeceremde kırk dağ doruğu yazılı.
Kırk göze kırk kırık ah!
Eyvah ki eyvah!
Yangın yeri yüreğim
Kül tutmaz olur dört dağ içinde.
Gücenirim incinirse bir ot parçası
kırılırsa diken.
Kenger döngüsü vakitte kırlangıçlara açarım avuçlarımı
Yüzümü suyun insafına dökerim.
Pepûk! pepûk! pepûk!”
 
 
BEN GELDİM
 
“Yalın ayak usulca
Toz toprak içinde.
Cebimde yakılmış ağaçlarımın külleri
Gözlerimde güvercin yakarışları,
Ben geldim!
Cürmüm, hayata tutunmak!
Sus!
Etimde sönmüş gül kokusu
ten ve kül...
Sus!”
 
AKLIMDA SEN
 
“Ey Dicle
 Söyle…
Kaç aşık tutuştu saçlarının yangınında!
Kaç oğul kapandı ayaklarına…
Ey Dicle!
Alnımda Urartu kesiği bir izle çıktım yola.
Sana taze buğdayını getirdim Med’in
Hurrili gülüşünle karşıla beni!
Aklar içinde geldim sana.
Küstürme kutsal yontusunu Haskîf’in.
Öp alnımdan, susuzum…
İçir beni!
Kilinden karılmış kalbim. Dilimse sen gibi.
Mecusiyim kılıçartığıyım Zerdüştiyim
Sol yanım bağrına taş basan keldani
Senin adını müjdeler kulağıma mısafê Reş.
Sana geldim Diclem!
Memim ben Siyabendim.
Kandilde tutuşan da benim
Ataşlere atılan da
Kozasında nice kelebek subaşında karaca
Gecelerin ürpertesinde güller tutundu kollarıma.
Sabrımla Sıratı geçtim!
Cudi Ararat kanatlarımın aynası…
Aklımda sen aklımda sen!”
 
ŞARAPNEL PARÇALARIYLA YAŞIYOR
 
Yaralı halde gözaltına alınan Çelik, gözaltında gördüğü işkencelerden ötürü epilepsi hastalığına yakalandı. Bedeninin birçok yerinde, kafasında ve omuriliğinde bulunan şarapnel parçaları, felç riski taşıdığı için alınmadı. Çelik, şarapnel parçalarının oluşturduğu baskı nedeniyle sık ve uzun süreli epilepsi nöbetleri geçiriyor.
 
ATK’DEN FARKLI RAPORLAR
 
Kanser hastalığının yanı sıra ciddi hastalıkları da bulunan Çelik, cezaevinde düzenli olarak tedavi edilmedi. İnsan Hakları Derneği’nin ağır hasta listesinde bulunan Çelik için ailesi ve sivil toplum örgütleri defalarca çağrı yapmasına rağmen ne tahliye edildi ne de tam teşekküllü bir hastanede tedavi edildi. Cezaevinde mesane kanserine yakalanan Çelik, hastanelerden birçok kez rapor aldı. Hastanelerden alınan raporların dışında Adli Tıp Kurumu (ATK) da 2010’da "Cezaevinde tek başına kalamaz ve kontrol altında tutulması gerekiyor” diyerek, rapor verdi. ATK’nin raporuna rağmen tahliye edilmeyen Çelik, daha sonra 2014’te tedavi amaçlı getirildiği Metris Cezaevi'nde epilepsi hastalığının olmadığı yönünde rapor verdi. 
 
İLAÇLARI VERİLMEDİ 
 
Metris Cezaevi’nde bulunduğu sırada 2 Kasım 2016’da zorla Silivri’ye sevk edilen Çelik’e uzun bir süre ilaçları verilmedi. Hastanenin Çelik için yazdığı ve kullanması gereken ilaçlar cezaevindeki revir doktoru, “Bunlara gerek yok” denilerek, verilmedi. Her geçen gün hastalığı daha da ağırlaşan Çelik, birçok kez uzun süre tek kişilik hücrede tutuldu. 
 
ADLİ TUTUKLUNUN SALDIRISINA UĞRADI
 
Tedavi amaçlı 2016’da Metris R Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürülen Çelik, mesane kanseri için geçirdiği ameliyattan bir gün sonra  hastaneden cezaevine götürüldüğünde ayni cezaevinde bir adli tutuklunun saldırısına uğradı. Şişli saldırıda Çelik 22 yerinden yaralandı ve sol ayağına platin takıldı. Ayağındaki kemik kaynamadığı için yürümekte zorlanmaya başladı, kaslarında erime ve kilo yaşadı. Saldırıda kuyruk sokumundaki kemik kırıldı. Tedavisi ise omuriliğe iğne yapılması gerekiyor ancak güçlü bünyesi olmadığı için yapılmadı. Çelik, saldırıya uğramasına rağmen tedavisi tamamlanmadan geri cezaevine gönderildi. 
 
MESANE KANSERİNDEN AMELİYAT OLDU
 
Ağustos 2017’de hastanede mesane kanserinden ameliyat olan Çelik, tedavisi tamamlanmadan Metris T Tipi Kapalı Cezaevine geri götürüldü. Çelik’in gönderildiği cezaevi hasta tutsaklar için oluşturulmuş R Tipi Kapalı Cezaevi değildi. Hücre şeklinde olan, tek kişinin kaldığı, ki genelde tutukluların 2-3 gün tutulduktan sonra götürüldüğü bir yerdi. Ancak Çelik, tüm itirazlarına rağmen tek kişilik hücrede tutuldu. Ameliyat sonrasında kemoterapi alması gerekiyordu ancak tedavisi yapılmadı. Çelik’in avukatlarına aktardığına göre, “Ameliyat sonrasında dişleri döküldü, idrarını yaparken yoğun bir acı hissediyordum. İdrarımdan kan geliyordu” 
 
TACİZE UĞRADI
 
Tekerlekli sandalye ile yaşamına devam eden Çelik, 21 Temmuz 2018’de epilepsi nöbeti geçirerek Silivri Kampüs Hastanesi’nin acil bölümüne kaldırıldı. İlk müdahalenin ardından yoğun bakım bölümüne alınan Çelik, jandarma görevlileri tarafından sözlü ve fiziksel tacize uğradı. Çelik, uğradığı tacize ilişkin şunları aktarmıştı: “Gözlerimi kapatıp kafamı çevirdim temas kurmamak için. Kısa süre sonra vücudumda bir şeyin temasıyla irkildim. Bir uzman çavuş elindeki kalemle penisimle oynamaya başladı. Ben o peltek halimde dahi olsa bağırtı gibi bir şeyler çıkarttım.”
 
SANATA İLGİSİ BÜYÜKTÜ
 
Çelik’e ilişkin ajansımıza konuşan Nesrin Çelik, “Ağabeyim 20’li yaşlarından beri resim, şiir ve tiyatro ile ilgileniyordu. Çok yetenekliydi. Onu her zaman kendime idol olarak gördüm. Sesi de çok güzel, saz da çalıyor. Sanatın her alanında parmağı var” dedi.
 
ZORLUKLARA RAĞMEN YAŞAMA SEVİNCİ BÜYÜK
 
Ağabeyinin sanat ve şiir ile olan ilişkisinin çocukluğundan geldiğini belirten Çelik, “Çocukluğumuzda oynadığımız oyunlarda ben öğretmen, o ise şairi oynardı. Ben şu anda öğretmenim o da şair oldu. Bu oyunların hayatımızı belirleyebileceğini düşünmezdim. 25 yıldır cezaevinde tutuluyor. Bu süreç yoğun ve ağır bir süreç olarak geçti. Ancak buna rağmen ne zaman görüşüne gitsem, gözlerinde hayata karşı olan sevincini görüyorum. Bunu hiç yitirmiyor. Birçok hastalığına, zorluklara rağmen sanatıyla duvarları aştığını görüyorum” diye konuştu.
 
KENDİ ŞİİRDE ANLATIYOR
 
Ağabeyinin şiirler hem kendi derdini hem de toplumsal sorunları ele aldığını ifade eden Çelik, “Şiirin onun rahatlattığını gördüm. Çünkü yaşam ve insan ile ilgili her noktaya değiniyor. Tabii, en çok da ezilmişliği ve sahipsizliği konu ediniyor. Buna karşı mücadele ediyor. Her koşulda, yerde ve zamanda bu mücadelesini sürdürüyor. Şiir kitabı yazması aslında hiçbir gerekçenin mücadele edememenin önüne geçemeyeceğini anlatıyor. Resimlerinde de aynı durum sabit. Doğuştan, ölüme ve var oluşun tüm kaotik durumunu ele alıyor” diye kaydetti.
 
İNANCI SÜRÜYOR
 
Ağabeyinin, “başka bir dünyanın mümkün” olduğuna inandığını paylaşan Çelik, “Cengiz, her zaman bu inancı taşıyor. Ancak bunu sadece Cengiz yapmıyor. Şu anda cezaevlerinde bulunan binlerce siyasi tutuklu yapıyor. Bu hal bu coğrafyanın insanına özgüdür. Sürekli bir direnme, insan iradesine olan bir inanç var” diye belirtti.
 
KENDİ KİTABI VERİLMEDİ
 
En son ağabeyi ile açık görüşte görüştüğünü dile getiren Çelik, yazdığı şiir kitabının hala kendisine verilmediğini söyledi. Çelik, “Başka bir ülkede kitap okuma ve yazma istediği ve eylemi ödüllendiriliyor. Ancak burada cezalandırılıyor. İki ayda bir kitap verildiği söyleniyor. Bu nedenle kitabı kendisine verilmiyor. Bu da aslında psikolojik bir işkence yöntemi. İlaçları da verilmiyor ve tedavi de edilmiyorlar. Bu da fiziksel bir işkence” diye belirtti. 
 
TUTSAK EDİLEMEDİLER
 
Yaşanan ihlallere tepki gösteren Çelik, “Çok fazla acı, hüzün var. Ancak buna karşı bir mücadele de var” dedi. Bu mücadelenin artık duvarları aşan bir mücadele haline büründüğünü söyleyen Çelik, “Bu mücadele ile tutsak edilmediklerini görüyoruz” diye kaydetti. 
 
MA / Diren Yurtsever-Mehmet Aslan