Abdullah Öcalan: Halkımızın direnişi komployu boşa çıkardı

img
HABER MERKEZİ - PKK Lideri Abdullah Öcalan, uluslararası komplonun boşa çıkarılmasında halkın direnişinin etkili olduğunu vurgulamış ve şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Komployu boşa çıkarmak için yaşamaya çalıştım. İmralı’daki koşullara karşı duruşumun esası budur.” 
 
Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesini amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) hayata geçirilmesinde engel olan görülen PKK Lideri Abdullah Öcalan, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) koordinatörlüğünde 15 Şubat 1999'da Türkiye'ye getirildi. Abdullah Öcalan'ın "imhasının" hedeflendiği komploda, NATO Gladiosu'nun yanı sıra Almanya, İngiltere, İsrail, Yunanistan, Suudi Arabistan, Mısır, İran, Suriye, Fransa, İtalya, Hollanda, Rusya ve İsviçre ve Kenya gibi ülkeler de yer aldı. Küresel güçler, bu kapsamda 6 Mayıs 1996’de düzenlenen bombalı saldırıda şans eseri kurtulan PKK Liderinin idam cezasıyla arandığı Türkiye’ye teslim edilmesi konusunda ABD ile anlaşmaya vardı. 
 
ULUSLARARASI NATO GLADİOSU
 
Komplonun ardından bu planı üstlenen ABD istihbarat örgütü Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA), Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komployu, “Terörizme karşı bir operasyon başarısı” olarak açıkladı. Yunanistan Parlamentosu’nun soruşturma raporunun sonuç bölümünde de Abdullah Öcalan’ın kaçırılarak Türkiye’ye teslim edilmesinde adı geçen Yunanistan hükümet yetkililerinin ABD ile işbirliği yaptığı, ABD Yunanistan Büyükelçiliği’nin bulunduğu Selanik’in “Uluslararası NATO Gladiosu” şehri haline geldiği belirtildi.
 
TÜRKİYE’YE GARDİYAN ROLÜ VERİLDİ  
 
Kaçırılarak Türkiye edildikten sonra İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde mahkumiyetini “Ben Türkiye’nin değil, uluslararası komplonun mahkumuyum” olarak tanımlayan Abdullah Öcalan’ı, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de Temmuz 2004’te yaptığı “Apo’yu biz yakalamadık, Amerikalılar teslim etti” açıklaması da doğruladı. Ayrıca dönemin Başbakanı Bülent Ecevit de Ağustos 2004’te Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesine dair, “Amerikalılar neden verdi? Hala anlamaya çalışıyorum” sözleri de Türkiye’ye gardiyan rolü verildiğine tespitinin resmi açıklaması oldu. 
 
'ÇÖZÜM VE BARIŞLA BOŞA ÇIKARILABİLİR'
 
25 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulduğu İmralı Adası’nda komployu tüm yönleriyle irdeleyen Abdullah Öcalan, küresel güçlerin Ortadoğu özelinde dünya üzerinde hayata geçirmek istediği planlarına karşı Demokratik Modernite alternatifini ortaya koydu. Abdullah Öcalan, savunmalarında, kaleme aldığı kitaplarda, aile ve avukat görüşlerinde Türk-Kürt savaşını derinleştirmeyi amaçlayan uluslararası komplonun ancak Demokratik Cumhuriyet temelinde demokratik çözüm ve barışla boşa çıkarılabileceğinin altını çizdi. 
 
Abdullah Öcalan’ın ağır tecrit koşullarında tutulduğu İmralı Adası’nda avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde uluslararası komploya dair değerlendirmelerini derledik. İmralı’ya getirilmesinden kısa bir süre sonra 17 Mart 1999’da yaptığı avukat görüşmesinde dönemin Yunanistan hükümeti, istihbarat güçleri, özellikle Stavrakakis (İstihbarat Şefi) ve Kenya Hükümeti’nin rolüne dikkat çeken PKK Lideri, Yunan istihbaratından Savas’ın ve Nairobi'deki Yunan Büyükelçiliğinin tavırları ve rollerinin araştırılması gerektiğini söyledi. PKK Lideri Öcalan, uluslararası hukuk açısından işlenen suçların açığa çıkarılması gerektiğinin altını çizerek, tüm sorumlulardan hesap sorulması gerektiğini belirtti.
 
'NATO KARARIDIR' 
 
Abdullah Öcalan, 10 Mayıs 1999 tarihli görüşmede teslim alındığı sürece değinerek, “Teslim alınma NATO kararıdır. ABD buna önderlik etti. Dikkat edin, o gün tüm Avrupa ülkelerine inişimiz yasaklandı. Pirimakov da yasakladı o gün. Bu tespit edilmeli. Benim hakkımda NATO seviyesinde de karar var. Bu kararın ne içerdiğini bilemiyorum. Bildiğim kadarıyla silah bırakma karşılığında demokratik çözüm var. Benim hakkımda karar 1996 yılında alınmıştı. NATO kararı direnirsem vurulmam, esir alınırsam da çözümdü” şeklinde konuştu.
 
KOMPLODAKİ HUKUK DIŞI NOKTALAR 
 
Uluslararası hukukun komploya karşı rolünü oynaması gerektiğini vurgulayan Abdullah Öcalan, 28 Haziran 1999’da gerçekleştirilen avukat görüşmesinde “Kendi hukukları neyi gerektiriyorsa, onu yapmak zorundalar. Aksi halde tarih kendilerini affetmez. Şimdi gerçekler yeni yeni açığa çıkıyor gibi. Yunanistan’ın beni teslim etmesi, acaba Kıbrıs’la mı bağlantılıdır diye düşünüyorum” diye konuştu. PKK Lideri, komplodaki gerçeklerin açığa çıkması gerektiğinin altını çizdiği 12 Temmuz 1999 tarihli görüşmede, “Hukuk dışı kırk nokta var. Her biri en az bir yıl sürer. Derinliğine araştırılması lazım. Rusya’da oyun var, Yunanistan’da da. Onlara verdiğim dilekçem var. Onlar, Yunan Büyükelçisi benim yanımda sığınmayı kabul etti. Sonra ne yaptılar peki? Büyük oyun var. İtalya’dan da bilgi isteyebilirsiniz. Gerçekler önemli oranda ortaya çıkmalıdır. D’Allema’nın da içyüzü ortaya çıktı. Kaçırılmışız İtalya’dan. Şimdi telaş içinde. Mahkemenin, AİHM’in görevi de bu büyük oyunu ortaya çıkarmak olmalı. O uçağı sorsunlar. Kaçak bir uçak” uyarısında bulundu. 
 
TÜRKİYE’DE KİMİNLE ANLAŞILDI? 
 
İngiltere ve ABD’nin yakalanmasındaki rolüne dikkat çekerek Yunanistan’ın da taşeron olarak kullandığını ifade eden Abdullah Öcalan, 5 Ağustos 1999’da gerçekleştirilen görüşmede, “Komplodaki rolleri çok açık. Çok tarihi bir oyun oynandı. Birçok yönü henüz belli değil. Yeterince kestiremediğim nokta, Türkiye’de kiminle anlaştıklarıdır. Komisyonda da söyledim, bana ilişkin karar Türkiye’de yapılmış dedim. Karanlıkta kalan noktalar var. Geçmişte Çiller-Thatcher birlikte bize karşı tam bir savaş yürüttüler. İngiltere, Kurdistan’ı kasıp kavurdu. Bu Kürtlerle ilgili kararlarda İngiltere’nin rolü büyüktür” dedi. 
 
'KÜRT-TÜRK ÇATIŞMASI' HEDEFİ 
 
Avrupa ülkelerinin Kürt sorununa yaklaşımları nedeniyle etkisizleştirilmesi kararında ortaklaştığını dile getiren Abdullah Öcalan, 26 Ağustos 1999’da yapılan avukat görüşünde, “Yunanistan’ın bu süreçten temiz çıkmasını sağlamak için, beni zorla dışarı çıkarıp Türkiye’ye vurdurmak istiyorlardı. Sadece amaçları bir Kürt-Türk çatışmasını geliştirmek, bu olmazsa beni pazarlamak istiyorlar. Bununla Türkiye’yi de komplo içine çekmek istiyorlar. Bu komployu bozmak için çalıştım. Moskova ve Atina, Türkiye ve ABD ile pazarlık yapmışlardır. Rusların politikası krediye dayalıdır. İhanet, manipülasyon, sahtekarlık, güç, her şey vardı. Bir halk benim şahsımda yok edilmek isteniyordu” diye belirtti. 
 
Komplonun aynı zamanda Türkiye’ye yapıldığını vurgulayan Abdullah Öcalan, 13 Aralık 1999 tarihli avukat görüşmesinde şunları söyledi: “Tarihle kimse oynayamaz. Çok karanlık bir durum gördüm. Mutlaka aydınlatılması gerektiğini düşündüm ve yaşamaya karar verdim. Tarihin nereye gittiğini gördüm. İlk baştaki hava kötüydü. Yaşam kararlılığım olacak mıydı, olmayacak mıydı? Önemli olan buydu. Siz bunu göremediniz. Buna benim karar vermem gerekiyordu. Ve kararımı verdim.” 
 
'TESLİM ALINMA NEDEN, İMRALI SONUÇ' 
 
PKK Lideri Öcalan, teslim alınmasının neden, İmralı’ya getirilmesinin sonuç olduğu tespitinde bulunduğu 9 Mayıs 2001 tarihli görüşmede, “Senaryoyu Batı yazdı, temel aktör Batıdır. Türkiye’ye gardiyanlık ve infaz rolünü verdi. İngiltere uçağı İsviçre’den gizlice alıyor. Yunanistan korkunç. Kenya da CIA ve İsrail ajanlarının elinde. Moskova ayarlanmış. İtalya’ya karşı psikolojik savaş biliniyor. Almanya’nın beni kabul etmeyişi var. Yunanistan ‘Apo yarı yolda ölecek’ diyor; tabancayı Elçi bana verecekti. Tüm bunlar belgelidir. Beylik bir tabancayla direneceğim, Kürtler direnecek, on binler ölecek, böylece Türkiye teslim alınacak. Bu tutmayınca, karşılıklı aşk gösterileri başladı; işte artistler aracılığıyla yalan bir biçimde sergileniyor ve gerçeği örtbas ediyorlar” ifadelerini kullandı.
 
KOMPLONUN ÜÇ TEMEL AMACI 
 
Komplonun “Apo’suz PKK, PKK’siz Kürt yaratmak” hedefi olduğunu dile getiren Abdullah Öcalan, 11 Haziran 2006 tarihinde avukatlarıyla yaptığı görüşmede, “Ben sorumluluk alarak, oyunları boşa çıkarmak için, PKK’yi sınır dışına çektim ve bildiğiniz dönüşüm sürecini başlattım. Beni buraya getirirken, benden intiharvari bir tavır bekliyorlardı. Ama ben intiharvari bir tavra girmedim, barıştan yana tavır koydum. Onlara, demokratik çizginin benim için taktik değil, stratejik bir hedef olduğunu, üzerinde ciddi çalışacağımı söyledim. Ben halkların çatışmasını, kan dökmesini istemedim. Bu benim tarih bilincimin, politik duruşumun, felsefi-ideolojik çizgimin gereğidir” değerlendirmesinde bulundu.
 
PKK Lideri, komplonun üç temel amacı üzerinde durduğu 10 Şubat 2010’da gerçekleştirilen avukat görüşmesinde, “Benim teslimimle PKK’nin tasfiyesi karşılığında aynı 1920’lerden Türkiye devletini kendilerine bağladıkları gibi Güney’de kendilerine bağlı, kendi denetimlerinden ve kontrollerinden çıkmayacak bir siyasal Kürt oluşumunun önü açılacaktı. Ki bu kısmen oldu. Ayrıca Kıbrıs’ta Yunanistan’a söz verilmişti. Bir de küçük Ermeni devletine verilen sözler vardı. Türkiye’ye bunlar kabul ettirilecekti. Ancak bunlar gerçekleşmedi. Ben buradan halkımıza artık müjdeyi verebilirim. Komplonun 12. yılına girilirken, komplo boşa çıkarılmıştır. Bu kesin olarak anlaşılmıştır. Bu benim buradaki sabırlı duruşum ve halkımızın ortak çabasıyla gerçekleşmiştir. Bunu artık halkımıza açıkça ifade edebiliriz; komployu boşa çıkarmayı başardık. Nasıl bunun için direndiysem, aynı şekilde direnmeye devam edeceğim” dedi. 
 
İMRALI DURUŞUNUN ESASI: YAŞAM
 
Abdullah Öcalan, avukatlarıyla 17 Şubat 2010’da yaptığı avukat görüşmesinde bir kez daha komplonun boşa çıkarıldığını vurgulayarak, şunları söyledi: “Halkımızın gösterdiği direniş komployu boşa çıkarmıştır. O yüzden tekrar halkımıza şükranlarımı iletiyorum. Komployla amaçlanan benim imhamdı. Bunun gerçekleşmesi durumunda bir kaos ortamı ve kanlı bir süreç olacaktı. Ben burada zor bela komployu boşa çıkarmak için yaşamaya çalıştım. İmralı’daki koşullara karşı duruşumun esası budur. Artık şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Halkımızın muazzam direnişi, sahiplenmesi sonucunda Kürtlerin imha tehlikesi ve siyasi soykırım tehlikesi ortadan kalkmıştır.”
 
MA / Özgür Paksoy