Ayşegül Devecioğlu: Türkiye’nin tutumu ortak yaşam umutlarımız için yıkıcı

Paylaş:
İSTANBUL - Yazar Ayşegül Devecioğlu, Türkiye’nin Rojava’daki kışkırtıcı rolüne dikkat çekerek, “Bu tutum bölge ve küresel savaş tehdidi açısından son derece yanlış olduğu gibi ortak yaşam umutlarımız için de son derece yıkıcı oldu” dedi. 
 
Heyet Tahrir Şam (HTŞ), DAİŞ ve Türkiye'nin desteklediği paramiliter grupların Rojava’ya yönelik saldırıları devam ediyor. QSD’nin ilan ettiği seferberliğe halkın katılımı da her geçen saat artıyor. Saldırı ve katliamlara tepkiler de çığ gibi büyüyor. Yazar Ayşegül Devecioğlu, HTŞ’nin saldırı ve katliamları ile bunun arkasındaki nedenlere ve güçlere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. 
 
Halep’in, Kürtlerin kadim yerleşim yerlerinden biri olduğuna dikkat çeken Ayşegül Devecioğlu, “Halep’e karşı saldırılar başladığında iktidardan ve Türkiye’den bu konuda siyasi diyaloğu öne çıkaran bir tutum almaya çağırdık ama olmadı. Türkiye, burada savaşı durdurmayı değil kışkırtma şeklinde rol aldı. Bu, ülkedeki barış süreci, bölge ve başımızdaki küresel savaş tehdidi açısından son derece yanlış bir tutum oldu, ülkemiz ve ortak yaşam umutlarımız için de son derece yıkıcı oldu. Halep’te büyük insanlık suçları işlendi. Asayiş güçlerinden bir kadının ölü bedenine hakarette bulunularak binadan aşağıya atıldı. Bunlara bütün dünyanın tepki göstermesi gerekir. Bunu yapanların da IŞİD artıkları olduğunu, HTŞ’nin de onlardan hiçbir farkı olmadığını son derece iyi biliyoruz. İşin sadece Halep’le kalmayacağını, bütün Kürt kazanımlarına yönelik olacağını sezmiştik. Nitekim şu an durum budur” dedi.
 
 
‘ULUSLARARASI GÜÇLER VE MUHALEFETİN TUTUMU’
 
Mazlum Abdi’nin, Şam’da Colani’yle görüşürken Kobanê’ye saldırılar başladığını belirten Ayşegül Devecioğlu, bu durumun ülkeyi ateşe atmak olduğunu ifade etti. Ayşegül Devecioğlu, “Seküler yaşamdan yana olduğunu söyleyen uluslararası güçler ve Türkiye’deki muhalefet ise bu konuda açık bir tutum almadı.  Çünkü artık amaç ne uluslararası hukuk ne barış umudu. Bütün mesele enerji koridorları, petrol yakıtları, yıkımın yeniden ihaleye-kâra çıkarılması ve Suriye’nin nasıl paylaştırılacağıdır. İkinci Dünya Savaşı’nda kurulan, halkların mücadelesiyle ortaya çıkan çok taraflı sözleşmelerin ve kurumların tamamen yok olduğunu görüyoruz. Demokratik değerlerin yitirilmesi ve insan haklarında küresel bir kriz var. Bütün bunların dayandığı barış süreçlerinin de daha çok ülkemizde olduğu gibi silahsızlandırılmaya indirgenmesi söz konusu” diye belirtti.
 
‘TEK ÇÖZÜM HALKLARIN KÜRESEL DAYANIŞMASI’
 
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırıların daha önce Gazze’de yaşananlara ve uluslararası sözleşmelere rağmen Venezuela’da yapılanlara dikkati çeken Ayşegül Devecioğlu, “Buradan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz diye düşündüğümde, biz barış ve demokrasiden yana olanlar için tek çözüm halkların küresel açıdan dayanışmasıdır. Bu hakları sağlayan ve kurumların kurulmasına önayak olan halklardır. İş halkların dayanışmasına düşüyor. Çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen, savaştan para kazanan, dünyanın yıkımını kâra dönüştürmeye çalışan güçlerden ve devletlerden bekleyecek bir şeyimiz yok. Ne yapacaksak öz gücümüzle yapacağız. Bu, Kuzey ve Doğu Suriye örneğinde yüzümüze bir tokat gibi çarpıldı. Halkların halklardan başka dostu yok. Biz eşit ve barış içinde yaşamak istiyoruz” şeklinde konuştu. 
 
‘İKTİDAR, HTŞ VE İSRAİL’LE KOMŞU OLMAYI TERCİH ETTİ’ 
 
İktidarın HTŞ ve İsrail’le komşu olmayı tercih ettiğini kaydeden Ayşegül Devecioğlu, sekülerlikten yana olan güçlerin bunu çeşitli nedenlerle desteklediğini vurguladı ve şöyle devam etti: “Bu çok büyük bir çelişki. Bunun sonuçlarını da hep birlikte yaşayacağız. Kafa kesicilerle, kadın ve halk düşmanlarıyla komşu olmanın sonuçları hep böyle kalmayacak, bu ilerleyecektir. İktidar tercihini savaştan yana yaptı. Bunu sadece iktidarda kalabilmek için de değil, bölgesel çıkarlar peşinde koştuğu için yaptı. Bölgesel çıkarlar dediğim Türkiye’nin çıkarları değil. Bu bir milli mesele değil bunu herkesin görmesi gerek. Bu Suriye’nin yeniden inşasında oradaki petrol şirketlerin çıkarları içindir. Burada yoksulluk içinde, çöplerden sebze-meyve toplayan, emekli maaşı ve açlık sınırının altındaki asgari ücretli hayatta kalmaya çalışanlar açısından bu daha da büyük zorluklarla karşı karşıya gelmek demek. Ama biz daha çok yoksullaşacağız. Bizim grevlerimiz, gösterilerimiz ve ifade özgürlüğümüz engellenecek. Burada diktatörlük güçlenecek aynı Suriye’de olduğu gibi” dedi. 
 
‘İŞİD ÇETELERİ, İKTİDAR TARAFINDAN BESLENDİ VE KORUNDU’
 
Ayşegül Deveci, “Colani’nin yaptıklarının, Esad’ın yaptıklarından farkı yok, hatta daha kötü. O son kararnameyi tek taraflı olarak, lütufta bulunuyormuş gibi sadece SDG’nin elini güçsüzleştirmek için yaptılar. Binlerce can verme pahasına oradan IŞİD’i Kürtler çıkardı. Uluslararası koalisyon dediğimiz şey ne? Kürtlerin canı üzerinden kurulmuş bir koalisyon. Şu an ne oldu? IŞİD hapishanesindeki tüm IŞİD’liler dışarı kaçtı. Bunun sonucunu da halk çekecek. Daha evvelden IŞİD çetelerinin Türkiye’de yuvalanmasına, Milli Suriye Ordusu adı altında çetecilere, Çeçenlere ve Uygurlara burada eğitim verilip bir de üstüne ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ diye Suriye’ye gönderilmesi bizim kamu kaynaklarımızdan karşılandı. Bize sorulmadan maaşları kamu kaynaklarımızdan karşılanıyor ve halen de karşılanmaya devam ediyor. Bu savaş insanların güvenliğini sağlamak için yapılmıyor.  IŞİD çeteleri bizzat iktidar tarafından beslendi ve korundu. Şimdi de IŞİD çeteleriyle komşu oluyoruz. HTŞ budur ve bunu saklamıyorlar. Çıkarları için bir şekilde iktidara getirildi. Bu Kürtlerin canı pahasına ve insanlık suçları pahasına yapılıyor.” 
 
‘ROJAVA YÖNETİMİNİ HİÇBİR EGEMEN GÜÇ İSTEMEZ’
 
Rojava gibi bir yönetimi dünyanın hiçbir iktidar ve egemeninin istemediğini belirten Ayşegül Devecioğlu, “Çünkü Rojava’da eşitlik ve çoğulculuk var. Rojava, kendi başına çorak topraklarda büyümüş bir çiçek. Onu soldurmak ve kopartmak her iktidarın hayalidir. Bu yüzden bizim kendimizden başka güvenecek gücümüz yok. Türkiye’de barış isteyenler olarak bunu daha fazla anlatmamız gerekiyor. Bizim başımıza, şu an oradan Kürtler sürülerek ve Kürtlerin kazanımları yok edilmeye çalışılarak ne gelmekte? Bizim bunu çok iyi anlatmamız lazım. Şu an Türkiye açısından cehennemin kapısı yeniden açıldı. Biz barış ve demokrasi savunucuları olarak hep umutsuz tablolar çiziyoruz. Demokratik değer yitimi, bütün haklarda; kadın haklarında küresel gerileme, bütün çok taraflı antlaşmaların çökmesi bize şu soruyu cevaplaması gerekiyor. Biz bu koşullarda; bunları yeniden kurmanın, haklarımıza, barışa, birbirimize sahip çıkmanın yolunu nasıl açacağız? Bu soru, enerji, umut ve kararlılıkla sorulmalı” diyerek sözlerini bitirdi.