‘İşkenceye sıfır tolerans’ helikopterden atmaya vardı 2020-09-21 13:58:01 HABER MERKEZİ - Yetkililerin son zamanlarda “azaldığını” iddia ettiği işkence, insanların helikopterden atılmasına kadar vardı. Van Baro Başkanı Zülküf Uçar, olayın vahametini “Bu 90’ların da ötesine geçmeye çalışan bir zihniyet. Hiçbir kelime bu zulmün karşılığı olamaz” sözleriyle ifade etti. Türkiye’de hemen her dönem farklı biçimlerde örneklerine rastlanılan işkence, sistematik bir olgu olarak gerçekliğini koruyor. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) açıkladığı “İnsan Hakları İhlalleri Raporu”na göre, 2019 yılı boyunca 440 yaşam hakkı ihlali, bin 447 işkence ve kötü muamele olayı yaşandı. Aynı raporda, Türkiye’de son 5 yılda “rejimin giderek otoriterleştiğine” de vurgu yapıldı. Yaşanan bu kötü muamele ve işkence vakalarının faili ise genelde polis, asker, bekçi ve gardiyanlar oluyor.    ‘İŞKENCEYE SIFIR TOLERANS’    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 30 Mayıs 2019 tarihinde “Yargı Reform Strateji Belgesi”ni “İşkenceye sıfır tolerans” sözleriyle tanıtmıştı. Oysaki bu sözlerden bir yıl öncesinde bu konuda sorumlu en yetkili isim olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, uyuşturucu satıcılarının ayaklarını kırıp, suçu kendisinin üstüne atmaları konusunda polise açıkça talimat vermişti.   O gün bu talimatı veren Soylu, altı ay sonra Ankara’da katıldığı “Kolluk Gözetim Komisyonu Eğitimcilerin Eğitimi” programının açılışında ise, bu kez polis ve askerlerin karıştığı “kötü muamele” vakalarına ilişkin başvuruların gerilediğini iddia edecekti. Soylu’nun paylaştığı bilgilere göre, ülke genelinde polis ve jandarma bölgelerinde “kötü muamele” iddialarına ilişkin 2017 yılında 70 başvuru yapılırken, bu sayı 2018 yılında 31’e geriledi.   FAİLLERİ BULMA   İçişleri Bakanı, işkence ve kötü muameleye dair başvuruların gerilediğini ileri sürse de, bu alanda çalışma yürüten örgütlerin sunduğu veriler bambaşka bir gerçekliği işaret ediyor. İlgili kurumlarca işkencenin gözaltı merkezlerinden sokağa taşındığına dikkat çekildiği raporlarla birlikte bu duruma dair çokça fotoğraf ve görüntü kamuoyunun önüne geldi. Özellikle 2008 yılı 1 Mayıs kutlamaları ile Van ve Hakkari'deki Newroz kutlamalarına damgasını vuran polis şiddeti büyük tartışmalara yol açmış ve bu tür olaylarda faillerin tespit edilmesi amacıyla Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun tavsiyesiyle kasklara numara yazılması uygulamasına geçilmişti.    Haziran 2009’da bütün ülke genelinde devreye konulan bu uygulama, kolluk görevlilerinin uygulamaktan geri durmadıkları şiddetle mahkemelerdeki dosya sayısının artmasıyla birlikte demokratik teamüllere alışkın olunmayan devlet idaresince birkaç yıl sonra sessiz sedasız sonlandırıldı.    BÖLGE İŞKENCE MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ   Kolluk birimleri eliyle yapılan işkence ve kötü muamelenin en fütursuzca gerçekleştiği coğrafya ise bölge kentleri oldu. İHD Diyarbakır Şubesi’nin hazırladığı  “2010-2019 Yılları Arası İşkence ve Kötü Muamele Raporu”na göre, bölge kentlerinde son 10 yılda 690 kişi işkence gördüğü iddiasıyla İHD’ye başvurdu. Yine verilerine göre, fiziksel şiddeti en fazla ve en yaygın biçimde kullanan kamu görevlileri sırasıyla infaz koruma memurları (yüzde 45), polisler (yüzde 39), jandarma (yüzde 10) ve korucular (yüzde 1) oldu.   URFA VE DİYARBAKIR ÖRNEKLERİ   Kolluk birimleri eliyle bölge kentlerinde gerçekleşen bu işkence ve kötü muamelenin yakın dönemdeki çarpıcı örnekleri Urfa’da gözaltına alınan köylülerin karakol bahçesinde ters kelepçeli şekilde yere yatırılması, Diyarbakır’da polis memuru Atakan Arslan'ın hayatını kaybettiği olay sonrası fail M.E.C.’nin emniyette işkenceye uğradığını gösteren fotoğraflarının paylaşılması ve siyasetçi Sevil Rojbin Çetin’in üzerine köpek saldırtılması olayları oldu. Söz konusu olaylara dair yapılan resmi açıklamaların tümünde açık kanıtlara rağmen işkence yalanlanmaya çalışıIıp, failler korundu.    ‘HELİKOPTERDEN ATILMA’ RAPORDA    İşkence, son olarak Van'ın Çatak ilçesinde operasyona çıkan askerler tarafından 11 Eylül’de gözaltına alınan 8 çocuk babası Osman Şiban (50) ve 7 çocuk babası Servet Turgut’un (55) helikopterden atılmasına kadar vardı. Her iki ismin gözaltına alınıp, helikoptere bindirilmesinin ardından ağır işkence görmüş halde iki gün sonra Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirilip, tedavi altına alınmalarıyla kamuoyuna yansıyan helikopterden aşağı atıldıkları bilgisi, Osman Şiban’a ilişkin hastane epikriz raporunda yer alan “Helikopterden düşme sonrası yaralanma” şikayetiyle somutlaştı.    Aileler, avukatları aracılığıyla sorumlu askerler hakkında suç duyurusunda bulunurken, böylesine ciddi bir olaya dair henüz resmi bir açıklama yapılmadı.    ARJANTİN’İ HATIRLATTI   Van’da yaşanan helikopterden atılma olayı, 1990’lı yıllara dair kimi olaylarla ilgili birlikte 1976-1983 yılları arasında askeri cunta yönetimindeki Arjantin’de yaşananları akla getiriyor. Ülkede resmi rakamlara göre 20 bin, gerçek rakamlara göre en az 30 bin insanın kaybedildiği o yıllarda kaybedilenlerin büyük çoğunluğunun uçaklardan Atlantik Okyanusu'na atıldığı biliniyor.   BARO BAŞKANI: GÖZALTI HASTANEDE SÜRDÜ    Kentte yaşanan olayın kamuoyuna yansıdığı günden bu yana yaşananları, vahametini ve resmi makamların yaklaşımını Van Baro Başkanı Zülküf Uçar’a sorduk. Baro Başkanı Uçar, 11 Eylül günü gözaltına alınan Osman Şiban ve Servet Turgut’un ailelerinden birinin 13 Eylül’de kendilerine ulaştığını, irtibat halinde oldukları sırada ise karakoldan iki ismin hastanede yoğun bakımda oldukları bilgisi verildiğini anlattı.   Bunun üzerinde barodan arkadaşlarının 14 Eylül’de konuya ilişkin savcılık makamıyla bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve iki isme dair gözaltı süresinin aynı gün itibariyle kaldırıldığını öğrendiklerini paylaşan Uçar, “Fakat hastanede fiili bir gözaltı hali devam etti. Ailelerden kimseyi yaklaştırıp görüştürmüyorlardı. Salı günü tekrar görüşme gerçekleştirdik savcılıkla. Hem aileleri hem de işkence vakasından kaynaklı iki re’sen soruşturma başlatıldığını öğrendik. Aynı gün ve devamında şikayet dilekçeleri ailenin avukatları tarafından sunuldu" dedi.    Bu süreç içerisinde Osman Şiban’ın hastaneden taburcu edildiğini fakat iki gün boyunca gördüğü işkenceden kaynaklı hafıza noktasında ciddi problemler yaşadığını belirten Uçar, “Savcılık 3 gün önce beyanlarını almak istediği fakat gördüğü işkenceden kaynaklı hafıza noktasında sorunlar yaşamasından kaynaklı alınacak beyanların sağlıklı olmayacağı kanaatiyle şimdilik beyanları ertelendi. Tabi bu soruşturmadaki en önemli husus Osman Şiban ve Servet Turgut’un beyanları olacak. Hastanede helikopterden düşme yazıldı, ki vücutlarında işkence izleri ve yüksekten düşme belirtileri var” diye konuştu.   YORUMLARA YANIT VERDİ   Baro Başkanı Uçar, olaya dair kamuoyunda “Hastane raporunda helikopterden düşme yazabilir, bu illa olayın böyle olduğu anlamına gelmiyor. Aileleri onları hastane götürdüğünde hastane yetkililerine böyle söylemiş olabilir” şeklinde yer alan yorumlar üzerinde de durdu. Bu yorumları maalesef üzülerek okuduğunu söyleyen Uçar, şunları ifade etti: “Bugün devlet 90’lı yıllardan kalma işkence yöntemleri ile yönetiliyor ama hala böylesi yorumlar var maalesef. Hastaneye yurttaşları götüren aileleri ya da diğer vatandaşlar değil. Onları hastaneye götüren doğrudan askerler. Dolayısıyla eğer hastane raporunda ‘helikopterden düşme’ diye bir ibare geçiyorsa, kuvvetle muhtemeldir ki bu beyanı veren onları hastaneye götüren askerlerdir.”     90’LARIN DA ÖTESİ   Yaşanan olayın toplumdaki kırılmayı daha da arttıracak bir durum olduğunu vurgulayan Uçar, nedenini ise “Bu bakış açısıdır. Yani iki insanı alıp, iki gün boyunca işkence ediyorsunuz. Bu 90’ların da ötesine geçmeye çalışan bir zihniyet. Hiçbir kelime bu zulmün karşılığı olamaz. Ülkenin geleceği açasından çok tehlikeli. Giderek nefretle ve sonu gelmeyen hukuksuzluklarla yönetilmeye başlandık. Bu durumun kabul edilebilir bir tarafı yok” sözleriyle açıkladı.   Uçar, olayın vahametine rağmen resmi makamlardan herhangi bir açıklama gelmemesi yönündeki soruya da yanıt verdi. Uçar, yöneltilen bu soruya “Ne diyecekler? ‘Hayır olmadı mı’ diyecekler. Savcılık makamından etkin bir soruşturma bekliyoruz ve umuyoruz böyle olur. Olayın faillerinin tamamı ortaya çıkarılır ve cezalandırılır. Bu iddia da olsa çıkıp bir açıklama yapamıyorlar. Çünkü ne diyeceklerini bilmiyorlar. ‘Hayır yok’ diyemezler, çünkü onlarda biliyorlar böyle bir şey olduğunu. Böyle bir şey varken de üzerlerine düşen sorumluluğu bir an önce yapmaları gerekiyor” dedi.   MA / Ömer Çelik