Yaşamını demokrasi ve barışa adayan bir usta kalem: Yaşar Kemal

img

İSTANBUL - Edebi dilindeki yalınlığı ve güçlü anlatımıyla çağımızın Homeros’u olarak anılan usta yazar Yaşar Kemal’i ölümün yıldönümünde sanatçı Ahmet Güneştekin anlattı. Güneştekin, "Yaşar Kemal’e göre insan olmanın temeli yaratmadır" dedi. 

Yaşamının büyük bölümünü yoksul köylüleri, işçileri ve toplumun sorunlarını yazdığı eserlere yansıtan, barışa dair sözleri ve halkların kardeşliğine dair verdiği mücadeleyle hafızalara kazınan usta yazar Yaşar Kemal’in ölümünün üzerinden 5 yıl geçti. Ömrünün büyük bir kısmını Türkiye’nin barışana adayarak geçiren Kemal, 2007 yılında Ankara’da yapılan “Türkiye Barışını Arıyor” konferansında yaptığı “Malazgirt’ten bu yana Kürtler Türklerle dosttur. Ülkemizin onurunu, ekmeğini kültür zenginliğini kurtarmak elimizde. Ya gerçek demokrasi ya da hiç, ya gerçek bir demokrasi ya da hiç” sözleri hafızalardaki canlılığını hala kuruyor.  Yaşar Kemal’in manevi oğlu olarak gördüğü Görsel Sanatlar Sanatçısı Ahmet Güneştekin, ölüm yıl dönümünde O'nun yaşamını ve barış için harcadığı çabaya ilişkin Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
 
Yaşar Kemal bu ülkenin yetiştirdiği ender şahsiyetlerinden biriydi. Öncelikle Yaşar Kemal demek sizin için ne anlam ifade ediyor?
 
Bugüne kadar düşüncelerimi birçok düşün insanı etkilemiştir. Fakat üzerimde olağanüstü bir etki bırakarak sanat anlayışımı olgunlaştıran kişi Yaşar Kemal olmuştur. Yaşar Kemal yaşadığı coğrafyayı düşsel bir evrene dönüştürdü. Aynı anlatı geleneğini kullandığı için Homeros ile ilişkilendirildi. Eserlerinde başka bir dilde karşılanamaz zengin bir lirizm yarattı. Yaşar Kemal’le yollarımız “Karanlıktan Sonraki Renkler” adlı ilk büyük sergimde kesişmişti ve yaşadığı süre boyunca devam eden bir ilişkimiz oldu. Yaşar Kemal sergiye geldiğinde benden çok benim eserlerimle ilgilendi. Ben hemen iki adım arkasında yürüyordum. “Acaba bana bir şey soracak mı? Acaba işlerimi nasıl bulacak?” diye düşünüyordum. Birkaç turdan sonra beni fark etti. Bana ilk söylediği şey “Bu renkler benim” demişti ve sohbetimiz öyle başlamıştı. Yaşar Kemal kendi zamanının en önemli dehalarından bir tanesiydi. Kendi dönemin Homeros’u olarak çok kez adlandırıldı ama ona sadece Homeros demek eksik kalabilir. O birçok şeyi yeniden dizayn eden biriydi.
 
Bizim gördüğümüz doğayı ondan dinlediğimiz an acaba başka bir yerden mi söz ediyor diye düşünmeden edemiyorum. Onun söz ettiği Çukurova ve Serhat bölgesi bir anda çok başka ve mitsel bir şeye dönüşüyordu. Ona romancı demek, öykücü demek yada bir kültür derlemecisi, söz ustası demek büyük bir eksiklik olur. Ona sadece sanatçı demek gerekir. Çünkü pek çoğumuzun Yaşar Kemal’le tanıştıktan sonra hiç görmediğimiz renkleri (ki benim yaşamın renkler içerisinde geçmiştir) O'nda görebilirdi. Gördüğüm, gezdiğim yerleri Yaşar Kemal’le birlikte yeniden görmeye, gezmeye başladım. O nedenle dünya edebiyatında oldukça saygın bir yeri olan biriydi. Bana her zaman köklerime dönüp bakmam gerektiğini, çünkü ancak belleği olan kişinin yaşadığı anın kırılganlığında hayatta kalmayı başarabileceğini söylerdi. Dostluğu, arkadaşlığı ve öğreticiliği bir yana benim için Yaşar Kemal’i dünya edebiyatında özel yapan anlatısının doğası olmuştur. Onun yerel ile evrensel, sözlü ile yazılı edebiyat gelenekleri arasında ilişki kurabilmesini sağlayan da bu yeteneği olmuş ve onu 20’nci yüzyılın en iyi yazarları arasına yerleştirmiştir.
 
Yaşar Kemal çocukluğundan beri yaşadığı zorluklara rağmen hiçbir zaman pes etmemiş ve yaşadığı şeyleri nakış işler gibi edebiyatında işlemiş. Yaşar Kemal’in edebiyatının güç aldığı kök neresidir? Başka deyişle, Yaşar Kemal’in edebiyatını evrensel boyuta yükselten asıl kaynak nedir?
 
Yaşar Kemal’in en büyük şanslarından biri köklerinden kopmamış olmasıdır. Sokağı Türklerle tanıyor ama eve geldiğinde Kürt oluyor. Kendi kökleriyle ilgili araştırmalar yapıyor. Bu onda kültürel bir zenginliğe dönüyor.
 
Bence Yaşar Kemal’in en büyük şanslarından biri köklerinden kopmamış olmasıdır. Ailesi Vanlı ve Kürt bir ailedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ailesi Van’dan Diyarbakır’a ardından da Adana’ya bağlı Osmaniye Hemike köyüne gelmiştir. Yaşar Kemal burada yani bir Türkmen köyünde dünyaya gelmiştir. Türklerin arasında doğan bir Kürt Yaşar Kemal. 3 buçuk yaşında kurban kesme sırasında eniştesinin elindeki bıçağın gözüne saplanmasıyla bir gözünü kaybetmiştir. Bir yaratıcı deha için en önemli şey görmedir. 4 buçuk yaşında ise gözü önünde babasını kaybediyor. O günden sonra da kekeme oluyor. Bu dezavantaj gibi görünüyor. Bu gelecekte yaratma gücü olan biri için bir avantaja dönüşüyor. Körlük yani kadraj daralması bizim görmediğimiz şeyleri onun daha dikkatli görmesini sağlıyor. Bizim göremeyeceğimiz bir bitkinin içindeki tomurcuğu, bir arının hareketlerini, uçan bir Kartalın, kırlangıcın ya da serçenin kanadında parlayan ışığı görebilecek kadar bir gözüne yüklemişti. 4 buçuk yaşında kekeme olduğu için söyleyemediklerini yazıya döküp söylemeye başlaması ona büyük bir avantaj sağlıyor. 12 yaşına kadar kekeme olarak yaşıyor. Kültürel kodlaması çok farklı olan bir insan farklı bir yerde ve çok farklı insanlarla yaşamaya başlıyor. Sokağı Türklerle tanıyor ama eve geldiğinde Kürt oluyor. Kendi köklerinden kopmuyor. Kendi kökleriyle ilgili araştırmalar yapıyor. Bu onda kültürel bir zenginliğe dönüyor.
 
Evin içerisinde kendi kökleriyle ilgili hikâyeler dinliyor ama bambaşka bir coğrafyada ve kültürün içerisinde bunu harmanlıyor. Bu zaman içerisinde yaratıcı kişiliğinin en önemli avantajlarından birisine dönüşüyor. Yaşar Kemal’e göre insan olmanın temeli yaratmadır. İnsanoğlu için, içinde yaşadığı dünya ne kadar gerçekse, kurduğu düşler, yarattığı mitler de o kadar gerçektir. Halk kültürü ana kültürdür, kaynaktır ama taklit ya da öykünmek için değil. Bir romancı hem doğunun hem batının klasiklerini özümsemelidir. O yüzden Karacaoğlan da onun ustasıdır, Cervantes de Tolstoy da. Yaşar Kemal’in halk edebiyatının sözlü ve yazılı kültürü içinden çıkarıp içselleştirdiği önce sestir, sonra sözdür. Yaşar Kemal’in sözlü edebiyat denince, en çok geliyor. Yaşar Kemal çocukluğundan başlayarak Anadolu sözlü geleneğinin destansı türlerini öğrenmiştir. Başta Evdale Zeynike olmak üzere hep dengbejleri dinlemiş. Bu nedenle Yaşar Kemal edebiyatını kökenini Çukurova’nın büyüleyici ruhundan alır.
 
 Yaşar Kemal halkları ve onların kültürlerini hep bir çiçek bahçesine benzetirdi. Ve buradan ne kadar çok çeşit çiçek varsa o kadar zenginlik atfediyordu. Halklar diğer bir deyişle Anadolu ve Çukurova Yaşar Kemal için ne anlam ifade ediyordu?
 
Yaşar Kemal bir coğrafyaya dokunduğunda onu yeniden dizayn ediyor ama bütün kültürlerin içerisinde olması şartıyla. Yani Kürtçe bir stran ile Türkçe Halk ozanının türküsünün aynı anda duyumsattığı bir coğrafyayı inşa ediyor. Onun bahsettiği “Binbir Çiçekli Bahçe” aslında budur. O bahçeden bir çiçeğin eksilmesi bir felaket olarak adlandırıyor. O açıdan insanoğlu ölüme, yoksulluğa karşı, mitleriyle, düşleriyle, umutlarıyla, sevgileriyle yeni bir dünya kurup o dünyaya sığınıyor. “Benim romanım bu temellere dayalıdır” diyor Yaşar Kemal. Kendi coğrafyasından yola çıkıp bütün insanlığa sesini duyurabilmiştir Yaşar Kemal. Çukurova’yı anlatırken yeniden yaratmıştır. Artık o hem bildiğimiz Çukurova’dır hem değil. Çukurova bin türlü anlatılabilir çünkü bin türlü gerçeklik katmanı vardır. Yaşar Kemal, Çukurova mikro kozmosunda insanlar yarattı ve hareket ettirdi. Bu zenginliği, söyleminin gücünü, çok geniş bir halklar mozaiğinden aldı. Ele aldığı her olayı, evrensel bir temaya dönüştürerek, insanlığın geçmişiyle geleceğini, doğa, tarih, insan, folklor sevgisiyle yoğurdu. Bu nedenle edebiyatın Yaşar Kemal için bir başkaldırıyı ifade ettiğini düşünüyorum.
 
Yaşar Kemal, Türkiye’nin en büyük sorunlarından Türk-Kürt çatışmasını barış içerisinde çözülmesi için yıllarca uğraşmış bir kişidir. Bugün bu sorun uluslararası bir boyut kazanmış durumda. Yaşar Kemal bugün yaşasaydı yaşananlar karşısında nasıl hareket ederdi?
 
Yaşar Kemal gençliğinden yaşamının son zamanına kadar söylediklerinde geri adım atmış değil. Bugünkü nesil Yaşar Kemal’in barış için ne kadar mücadele ettiğini, nasıl zorluklar çektiğini ve mücadele ederken geçirdiği soruşturmaları bilmez. Yaşar Kemal en üretken olduğu dönemlerde dahi Kürt sorunuyla ilgili düşüncelerini her platformda dile getirdi. Benim ve eşinin zorlamasıyla bu süreçte verdiği yurt içi ve yurt dışı röportajlardan, mahkeme tutanaklarından, yazdığı makalelerden, Kürt meselesiyle ilgili çağrıları ve çözüm önerileriyle ilgili bir kitap oluştu. “Bu Bir Çağrıdır” kitabı biraz zorlama yazılmış bir kitaptır. Kitapta onun inatla, kimi zaman özlemle, kimi zaman da öfkeyle ve her zaman umutla dile getirdiği demokrasi, insan hakları ve barış çağrılarını, söyleşilerini bir araya getirdi. Her zaman halkların birlikte yaşaması, her halkın kendi kaderini tayin etmesi, ana dilinde eğitim alması ve kendi kültüründe var olması gerektiği söyledi. Kürt sorununun Türkiye’nin çağdaşlık sorunu, demokrasi sorunu olduğunu düşünüyordu. Türkiyeli olmak kavramını en çok destekleyenlerden biriydi. Bugün yaşasaydı değişen bir şey olmayacaktı. Yine demokratik çağdaş bir Türkiye’den söz edecekti. Barış içerisinde yaşanması gerektiğinden söz edecekti. Her ulusun kendi kaderini tayin hakkından söz edecekti. Eğitimin, dilin nasıl kutsal olduğunu ve bunun bir hak olduğunu söyleyecekti. Türkiyeli kavramından hep söz etti ve bunu yine ifade edecekti.
 
Sizin de ifade ettiğiniz gibi Yaşar Kemal bir Kürt’tü. Fakat kendisi bir Türkmen köyünde doğmuştu ve eserlerin Türkçe olarak yazmıştı. Yaşar Kemal’in dünya edebiyatına kazandırdıklarının yanında da Kürt edebiyatına da aslında birçok şey kazandırdı diyebiliriz. Size göre Yaşar Kemal, Kürt edebiyatına neler kattı?
 
 Serhat’ı anlatırken Kürdistan’dan Laleş'e kadar uzanıyor.  Sizi kanatlı bir attın sırtına bindirip farklı diyarları gezdirirken, bir anda bilinçli olarak Kürt hikayelerin arasına yerleştiriyor. Aslında yaptığı şey, yasaklı zor dönemde, Kürt hikayelerini meşrulaştırmak.
 
Yaşar Kemal’in Kürtler tarafından çok okunduğun sanmıyorum. Bu büyük bir eksikliktir. Yaşar Kemal için Kürt edebiyatçı demek biraz zordur. Ama Yaşar Kemal Kürt’tür, bunu diyebiliriz. Ama Yaşar Kemal’e Türk edebiyatçısı da diyemezsiniz. O bir dünya edebiyatçısıydı. Dünya edebiyatının temel taşlarından söz ederken, Rus, Alman ve Fransa edebiyatı demek bir klasikçi için ne kadar büyük bir haksızlık ise Yaşar Kemal için Türkiye’de Türk edebiyatı yarattı demek de büyük bir haksızlıktır. Yaşar Kemal, kendini kimliğinden asla soyutlanmamış, kimliğini asla gizlememiş bir isimdir. Yaşar Kemal bir araştırmacı, bir yazar ve yaratıcı dehaya dönüştüğünde, en yasaklı dönemde kendi kültürünü yazdığı kitapların içine harmanlıyor. Yani Üç Ada Hikayesi’ne, Fırat Suyu Kan Ağlıyor, Tanyeri Horozları, Karıncanın Su İçtiği ve en sonda Çıplak Ada Çıplak Deniz kitaplarında Kürt hikayeleri var. Kitaplarında Evdali Zeynike’den, Memê Alan destanından bahsediyor. Birçok Kürt hikayesini, bir Türk romanın içine koyup ölümsüzleştirerek var ediyor. Êzidîler’den, Laleş’ten bahsediyor. Serhat’ı anlatırken Kürdistan’dan Laleşe kadar uzanıyor.  Sizi kanatlı bir attın sırtına bindirip farklı diyarları gezdirirken, sizi bir anda bilinçli olarak Kürt hikayelerin arasına yerleştiriyor. Aslında yaptığı şey, en yasaklı en zor dönemde, Kürt hikayelerini meşrulaştırmak. Kürt kimliğini, Kürt edebiyatını meşrulaştırmak. Dengbejlerin hikayesinden bahsederken, onu bir şekilde romanın bir yerine nakşediyor. Bunu bugünkü nesil biraz zor anlar. O günkü şartlarda bu bence çok önemli bir adımdı. Bugün basit gibi gözükebilir. Ama birçok ismi, birçok hikayeyi ben bile onun romanlarında gördüm.
 
Yaşar Kemal’in ismi bir çok kez Nobel Edebiyat Ödülü’yle özdeşleşmiş bir isim. Hatta bir ara ödülün kendisine verilmesi kararlaştırılıyor. Fakat çeşitli nedenlerden dolayı bundan vazgeçiliyor. Daha sonra ismi tekrar Nobel'le anılınca kendisi bu defa reddediyor. Yaşar Kemal’in bu ödülü istememesinin nedeni neydi?
 
Sizin de ifade ettiğiniz gibi Yaşar Kemal, Nobel için defalarca adı geçmiş bir isim. Çünkü çok özgün bir edebiyatçıydı, şaşırtıyordu. Sıra dışı bir yazardı. Dünyada belki de çoğu yazarı, edebiyatçıyı kıskandırıyordu. Uzun bir süre edebiyatını çözümlemek güçtü. Yeni bir dünya inşa ediyordu. Kürt destanlarını Türk hikayeleri ile birlikte kendi edebiyatın içinde harmanlayabiliyordu. Aynı şekilde Yunan ve Ege hikayelerini çok mükemmel bir şekilde harmanlayabilecek bir kabiliyeti vardı. Tabi bu birçok kişiyi de kendisine düşman etmişti. Dünya da konuşulan bir isimdi. Nobel almamıştı ama Nobel alanlardan daha çok tanınan konuşlan biri haline gelmişti. Nobel komitesi bir karar vermiş ve Yaşar Kemal’e ödül verilmesini karar kılmıştı. Bunun dedikoduları dünyaya yayıldı.
 
Tabi ilk önce Stockholm'de bu duyulmaya başlandı. Orada yaşayan bazı Türk ve Kürtler de bundan rahatsız oldu. Enteresandır, ilk defa Kürtler ve Türkler Yaşar Kemal Nobel ödülünü almaması için kendi aralarında bir olmuştu. Ve o dönemde ne yazık ki bu işlerin başında sürgündeki bir Kürt olan  Mahmut Baksi bunu başlatmıştı. Yaşar Kemal’i ve edebiyatını karalıyordu. Yaşar Kemal Kürtler için bir şanstı. Bir Kürt Nobel alacaktı. Ama Kürtlerin bir bölümü el birliği ile bunu önlediler. Yaşar Kemal’in Nobel’den vazgeçmesinden sonra Yaşar Kemal’in edebiyatı ile ilgili pek çok makale yazıldı; "Nobel mi bir edebiyatçıyı onurlandırır edebiyatçı mı Nobel’i" onurlandırır diye.  Kuşkusuz edebiyatçıların Nobel’i onurlandırdığını söylediler eleştirmenler. Ki bunun en önemli örneklerinden birisi de Tolstoy’dur. Tolstoy yaşadığı dönemde Nobel’e aday gösterilmemiş biridir. Sartre Nobel’i reddeden bir yazardır. Bugün dünya edebiyatı tarihine baktığımızda Tolstoy’un, Sartre’nin, Dolstoyevki’nin Viktor Hugo’nun yani Nobel'den önce ve sonraki birçok büyük edebiyatçının da olduğu dünya klasiklerinin arasında Yaşar Kemal’in adı geçiyor.. Demek ki Nobel çok da önemli bir şey değil. Bugün Nobel’i alan kişilere baktığımız zaman Yaşar Kemal kadar bilinmiyorlar.
 
 Yaşar Kemal için çektiğiniz belgeselde “O seçme özgürlüğüne sahip nadir kişilerden biridir” demiştiniz. Seçme özgürlüğü derken neyi kastettiniz?
 
Yaşar Kemal’in en büyük özelliklerinden biri düşünce dünyasında doğayı ve insanı anlatırken mekân ve uzamdan bağımsız bir evren yaratmasıdır. Kendi gerçekliğinde yeni bir dünya inşa eder. Çukurova’yı ve insanını anlatırken bu dünyayı nasıl inşa ettiğini görürüz. Tıpkı Faulkner’in Mississippi’de mitolojik bir bölge yaratması gibi Yaşar Kemal de efsanevi bir bölge yaratmıştır. Fakat Faulkner’ın aksine Yaşar Kemal o bölgeye hayali bir isim vermez ve gerçek coğrafi isim Çukurova böylelikle mitolojik bir hale gelir. Yarattığı renk dünyası anlatısının ana karakterlerinden birine dönüşür. Belirli bir rengi seçmesi, bu renkle hiç bilmediğimiz, tahmin edemediğimiz bir duygulanımı eşleştirmesi gibi. Bu bir yaratım özgürlüğüdür ve seçimindeki özgürlük onun yaratma yeteneğinin olağanüstü doğasını gösterir. 
 
 Yaşar Kemal renklere aşık biri. Özellikle Mavi rengini çok sever. Sizin de yaşamınızın çoğu renklerle geçmiş ve Yaşar Kemal’in özellikle son zamanlarında yanında bulunmuş birisisiniz. Yaşar Kemal’in Mavi’ye olan sevgisinin kaynağı neydi?
 
 Yaşar Kemal çocuk yaşta bir gözünü kaybedince gökyüzüne, görmediği denize daha çok sarılıyor ve mavinin bir özgürlük olduğunu anlamaya başlıyor. O'nun için her duygulanımın bir rengi var, özgürlüğün rengi de mavi.
 
Yaşar Kemal çocuk yaşta bir gözünü kaybedince gökyüzüne, görmediği denize daha çok sarılıyor ve mavinin bir özgürlük olduğunu anlamaya başlıyor. O'nun için her duygulanımın bir rengi var, özgürlüğün rengi de mavi. Mavi en sevdiği renk olması belki de bu yüzden. Gökyüzüne bakmaktan ve hayaller kurmaktan kendini alamayan bir çocukmuş. Özgürlüğü her zaman küçük bir kayıkta, uçsuz bucaksız bir denizin üstünde, yer mavi, gök mavi hayal ettiğini söylerdi. Bir gemi ya da bir yelkenli değil de küçük bir kayıkmış bu. Yol alması ya da karaya çekilmesi zormuş, ama ona varlık kazandıran da bu zorlukmuş. Benim için doğada ve oyunda, sanatta ve düşüncede form dünyanın büyüsüdür. Onu büyüleyen şeyin de bu form oluşturma eylemi olduğunu gözlemiştim. Cansız olanı canlandırma, karakter kazandırma ve şekillendirme arzusunu onda büyük bir şeffaflıkla görebiliyordunuz. Yaşar Kemal’le atölyemde aynı tuval üzerinde birlikte o mavi kayığın resmini yaparken, ilk karşılaşmamızda aramızda gelişmeye başladığını ve sonlanmayacağını düşündüğüm duygusal bağın burada yattığını fark etmiştim.
 
MA /  Ferhat Çelik