162 yıldır yüzleşme ve adalet bekleyen soykırım: Çerkes soykırımı

Paylaş:
İZMİR - Kafkasya'da milyonlarca Çerkes'in katledildiği ve sürgüne yollandığı soykırım 162'inci yılını geride bırakıyor. YDÇH'den Turgut Aydın, bir daha hiçbir halka yönelik benzer saldırıların olmaması için bugün yüzleşme ve adaletin gerçekleşmesinin önemli olduğunu belirtti. 
 
Kafkasya halklarından Çerkesler, Çarlık Rusya’sının topraklarını işgal girişimlerine karşı 300 yıla yakın bir direniş sergiledi. Uzun soluklu bu direniş hikayesi, 21 Mayıs 1864'te Çarlık Rusya’sının, Çerkes direnişçileri ve halkına dönük soykırım ile son buldu. Zorunlu sürgün ile soykırım politikası devam etti. 
 
Osmanlı topraklarına sürülen Çerkes halkının on binlercesi Karadeniz'i aşmaya çalışırken boğuldu. Denizi aşanların büyük bir kısmı ise salgın hastalığa yenildi ve hayatlarını kaybetti. Bu ölümler yoğunlukla Samsun ve Trabzon'da gerçekleşti. 
 
Üzerinden 162 yıl geçen soykırım sürecinde tarihi kayıtlara göre, 2 milyona yakın Çerkes, Kuzey Kafkasya’dan sürüldü. Kalanlara dil, kültür ve inançlarına yönelik asimilasyon ve Çarlık toprakları içerisinde sürgün dayatıldı. Tarihe bir insanlık suçu olarak geçen Çerkeslere yönelik katliam ve sürgün yüzleşmeyi ve adaleti bekliyor. 
 
SİSTEMATİK SALDIRI VE İŞGAL 
 
Yurtsever Devrimci Çerkes Hareketi'nden (YDÇH) Turgut Aydın, Çerkeslere yönelik katliam ve soykırım tarihçesini şöyle anlattı: "Çar 4. İvan'ın (Korkunç İvan) 1556'da Kaberdey topraklarına saldırmasıyla başlayan kısa süreli çatışmasızlıklar dönemiyle birlikte 3 asır devam eden Kafkas-Rus Savaşları, 1 buçuk milyon Çerkes'in katledilmesi ve bir o kadarının da Osmanlı topraklarına sürülmesiyle 21 Mayıs 1864'te son buldu. Kafkas-Rus savaşları her ne kadar 1556'da İvan'ın saldırısıyla başlamış olsa da Rusların 1763'te Mazdok Kalesi'nin inşasını tamamladıktan sonra Kafkasya'ya sistematik olarak saldırması ve işgal etmesi, tarihçiler tarafından Kafkas-Rus savaşlarının başlangıcı olarak kabul edilir. Şeyh Şamil'in esir alınmasından sonra 1859'da Batı Kafkas halklarına (Şapsığ, Abzeh, Wubıh, Abhaz) yönelen Ruslar, 5 yıl süren savaş sonunda kesin galibiyetini ilan ederler. Ruslar açısından zafer günü olan 21 Mayıs 1864, Kafkas halkları için soykırım ve sürgünün başlangıcıdır."
 
'OSMANLI İÇİN BULUNMAZ FIRSATTI'
 
Rusya, İngiltere ve Osmanlı'nın anlaşmasıyla Çerkes halkının Osmanlı topraklarına sürülmesi kararı alındığını dile getiren Aydın, "Bu durum Osmanlı'nın işine geliyordu. Zira yıllarca savaş halinde olan Osmanlı ordusuna taze kan gerekiyordu. Yaklaşık 3 asır boyunca Ruslarla ölüm kalım savaşı veren Çerkeslerin en iyi bildiği şey savaştı. Bu, Osmanlı için bulunmaz fırsattı. Böylece Tuğapse, Soçi, Anapa limanlarında bekleyen yüzbinlerce insan, Osmanlı gemilerine deyim yerindeyse balık istifi vaziyette dolduruldular" dedi. 
 
ÖZEL İSKAN POLİTİKASI, ASİMİLASYON VE ASKERLEŞTİRME
 
Bu dönemde 1, 5 milyon Çerkesin, deniz ve kara yoluyla Osmanlı topraklarına gönderilirken, açlık ve salgın hastalıklardan yarısının sürgün yollarında yaşamını yitirdiğini kaydeden Aydın, karaya çıkabilenlerin ise uygulanan özel iskan politikalarıyla Osmanlı coğrafyasına dağınık bir şekilde dağıtıldıklarını söyledi. Aydın, bir taraftan Çerkes halkının birbirleriyle ilişkisi koparılarak asimile olmalarının önü açılırken, diğer taraftan yerleştirildikleri bölgelerde azınlıkların yönetime karşı isyanlarının bastırılmasında Çerkeslerin kullanılmasının amaçlandığına dikkat çekti. 
 
'SÖMÜRGELEŞTİRİLEN HALKLAR PAYLAŞILDI'
 
Kafkasya'da 162 yıl önce yaşananların o dönem dünya gündeminden bağımsız olmadığını dile getiren Aydın, "Bu nedenle geleceğe yönelik çıkarımlar yapmak, politika ve programlar geliştirmek istiyorsak, Kafkasya'yı dünya gündemi içerisindeki yeri ile birlikte değerlendirmemiz gerekiyor. 18. ve 19. yüzyıllar, sömürgecilik yüzyıllarıdır. Sömürgeleştirilmek istenilen halklar, dünyanın her yerinde bu sürece karşı koydular. Katliamlara, sürgünlere, soykırımlara maruz kaldılar. Sömürgeci ülkeler, bazen birbirleriyle savaştılar. Genellikle küçük halklar üzerinden vekalet savaşları yürüttüler ve çoğu durumda birbirleri ile açık veya zımni olarak anlaştılar. Ülkeleri, halkları kendi aralarında paylaştılar" diye kaydetti. 
 
'VAR OLMA, DAYANIŞMA VE DİRİLİŞ GÜNÜMÜZDÜR'
 
Milyonlarla ifade edilen ölüm, soykırım olayının Çerkes halkı için dayanılması güç bir durum olduğunu ifade eden Aydın, Çerkes halkı için 21 Mayısın, bir matem günü, bir kan davası, öfke, kin ve nefretlerin tazelendiği gün değil, yaşama direncinin bir ifadesi, yani var olma, dayanışma, bir arada yaşam, direniş ve diriliş günü olduğunu belirtti. 
 
Soykırım ve sürgün ile sonraki dönemlerde sömürge ve asimilasyon politikalarına karşı Çerkes toplumunun mücadele veremediğini söyleyen Aydın, şunları kaydetti: "Zira, bugüne kadar çeşitli örgütlenmeler olsa da talepler net bir şekilde ortaya konmamıştır. Ancak son yıllarda kimlik ve anadilinde eğitim konusunda talepler doğrultusunda verilen mücadelede bazı kazanımlar olmuştur. Örneğin ortaokullarda, seçmeli dersler arasında Adigece, Abhazca vardır. Yine Bolu İzzet Baysal Üniversitesi, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi ve Kayseri Erciyes Üniversitesi'nde Kafkas/Çerkes Kültürü ve Dili bölümleri açılmış ve eğitim öğretime devam etmektedir."
 
'KENDİMİZİ YETERİNCE ANLATMAMIZ GEREK'
 
Yahudi soykırımı ile Ermeni soykırımının bütün dünyada bilindiğini belirten Aydın, Çerkes soykırımı ve sürgününün, yeterince bilinmediğine işaret etti. Bunda Çerkeslerin de sorumluluğu olduğunu aktaran Aydın, "Kendimizi yeterince anlatamadık. Bu konuda güçlü bir lobi oluşturmak ve sürekli gündemde tutmak gerektiğini düşünüyorum. Bizim kendimizi dünyaya iyi anlatmamız ve dünyada kamuoyu oluşturmamız gerekiyor" dedi. 
 
Ardından güçlü bir dünya kamuoyu baskısıyla Rusya'nın tarihte işlediği bu utançla yüzleşmesini sağlamanın önemli olduğunu söyleyen Aydın, buradaki amacın Rus halkını veya bugünkü Rusya'yı suçlamak, mahkum etmek değil, geçmişte işlenen insanlık suçunun bir daha hiçbir halka karşı tekrarlanmaması olduğunu vurguladı.
 
MA / İbrahim Açıkyer