DÊRSIM - Dêrsim’de Aleviler, Hawtemal/Heftemal geleneğiyle doğanın ve yaşamın yeniden doğuşunu kutluyor. DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Heftemal ateşin sırrına varmaktır, kimliktir” dedi.
Dêrsim ve çevresindeki Aleviler “Hawtemal/Heftemal” adı verilen geleneği kutluyor. Kırmancki konuşanlar bugünü Hawtemal, Kurmanci konuşanlar ise Heftemal olarak adlandırıyor. Kürt Aleviliğinde “Hawtemal/Heftemal” olarak bilinen bu gelenek, doğanın ve toplumsal yaşamın yeniden canlanmasını simgeliyor. Hawtemal/Heftemal’da evler temizlenir, mayalar yenilenir ve akarsudan getirilen suyla yapılan banyonun ardından temiz giysiler giyilir. Mezarlık ziyaretleri yapılır, lokmalar dağıtılır. Kuşburnu dallarından yapılan halkadan geçme ve dama taş koyma gibi uygulamalar, kötülüklerden korunmak ve bereket dilemek için yapılır.
GOLA ÇETÛ'DA GELENEK YAŞATILACAK
21 Mart - 4 Nisan tarihleri arasında yapılan gelenek kapsamında Dêrsim’de de önümüzdeki günlerde Aleviler için kutsal sayılan Munzur ve Pülümür çaylarının birleşiminde olan Gola Çetû ziyaretinde bu gelenek yaşatılacak. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, unutulmayla yüz yüze kalan Hawtemal/Heftemal geleneğine dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.
Raya Heqî/Rêya Haq inancında ibadet ve ritüellerin büyük bir kısmının kış aylarında yapıldığını dile getiren Kete, toplumun tarımsal üretim yaptığı, kendisiyle, toprakla ilgili üretim yaptığı dönemlerde çok fazla zorunlu olmadığı müddetçe toplu ibadetlerin yapılmadığını dile getirdi. Hawtemal/Heftemal’in yalnızca bir kutlama olmadığını, aynı zamanda toplumsal barışın, yeniden doğuşun ve doğayla ikrarlaşmanın simgesi olduğunu vurgulayan Kete, bu ritüellerin her canın önce kendi içindeki barışı sağlaması, sonra toplum ve doğayla yeniden bütünleşmesini sağladığını belirtti.
‘BİR HALDEN YENİ BİR HALE GELİŞİ İFADE EDER’
Hawtemal/Heftemal sürecinin Şubat ayındaki cemrelerle başlayıp; hava, su, toprak ve ateşin ısınmasıyla Mart ayında Hawtemalo Pîl/Heftemala Mezin’e, yani Büyük Hawtemal/Heftemal’e geçildiğini ifade eden Kete şunları söyledi: “Aslında yavaş yavaş Mart’ta, yaşadığımız yarım kürede, coğrafya olarak, iklim olarak bir eşiğe giriyoruz. Bu ay aynı zamandan bir halden bir hale geçiştir. Tabiat, evren, doğa, iklim olarak bir halden bir hale geçerken, toplum da ruhsal, zihinsel olarak doğayla paralel, evrenle paralel olarak bir halden bir hale geçiyor. Zihinsel olarak da, bedensel olarak da, ruhsal olarak da doğanın bu hal değiştirme durumlarını toplum kutsal olarak kabul etmiş ve bugünleri de önemli toplumsal ritüellerle dile getirmiştir.
XOZA KENDİNİ YENİLİYOR
Bu yönüyle de artık toprak canlanmaya başlar. Demek ki dört ana sır diye tanımladığımız hava, su, ateş ve toprağın ısınmasıyla beraber kâinat don değiştirir. Cümle can, kendi varlık birliğinden yeniden doğum haline geçerek yeşillenmeye başlar. Nasıl ki Kırmancki'de 'Xoza' ve Kurmanci'de ‘Xweza’, doğanın, tabiatın bir ismi ise; aynı zamanda Xızır’ın da bir sıfatıdır. Xoza/Xweza kendini yeniler. Sürekli doğum hali başlar. Bu doğum hali havanın, suyun, toprağın ateşle, cemre ile ikrarlaşmasıdır. Bu dördü bir araya gelince artık Newroz’dan sonra, 22 Mart’tan başlayıp 4 Nisan’a kadar Heftemal bunun son eşiğidir. Bu çerçevede Alevi toplumu Newroz’u Büyük Heftemal olarak, Heftemala Mezin olarak tanımlıyor. Ve burada gerçekten de ibadetler yapılır, ritüeller yapılır. Bu yönüyle aynı zamanda Heftemal, ateşin sırrına varmaktır; bir kimliktir.”
‘MAYALAR YENİLENİRDİ’
“Heftemal bir yönüyle doğanın döngüsünün, devrinin daim olması; yeni bir kimliğe, yeni bir doğuma, yeni bir renge bürünmesidir” diyen Kete, hem biyolojik olarak hem de zihinsel olarak insanın doğayla öykündüğünü söyledi. Kete, “Bu Newroz günü - Heftemal günleri, özellikle Heftemala Mezin’de en güzel elbiseler giyilirdi. Önce mayalar yenilenirdi. Köylerde havin dediğimiz; yoğurt, süt mayası, ekmek pişirmek için hamur mayası yenilenirdi. Yeni yaşamın içerisine mayayla girilirdi. Mayası temiz olmak, temiz maya sahibi olmak gerekir. Bu sıfatlar buradan geliyordu. Ve köyün dışına gidilirdi. Karların eridiği, suların açığa çıktığı yerlerden, çeşmelerden su getirilirdi. O sularla banyo yapılırdı. Bütün hane halkı o sularla yıkanırdı. Daha sonra niyazlar yapılarak mezar ziyareti yapılırdı. Yani Alevi toplumu bu son dönemlerde, biraz asimilasyon ve modernizmin etkisinden kaynaklı olarak mezar ziyaretlerini farklı tarihlerde yapıyor. Normalde Heftemal’de, yani Newroz’da yapılırdı. Bu ne anlama geliyor? Bitkiler, hayvanlar, canlılar birbirleriyle niyaz olurlar. Birbirlerinin varlık nedeni olarak yeni yaşama girerler. Toprakta yaşam alanı bulurlar. Toprağa niyaz olurlar. Bu da anadır aslında. Toprak canlanınca, toprağın üzerindeki bitkiler de canlanır; doğal olarak hayvanlar da canlanır” dedi.
‘ANA KADIN KÜLTÜ’
Hawtemal/Heftemal’den unutulmaya yüz tutmuş bir gelenek olarak bahseden Zeynel Kete, “Heftemala Mezin’de şilan ağacına gidilirdi. Bir ocak piri ya da anası bir şilan ağacı keserdi. Onu bir insanın içinden geçebileceği kadar çember yaparlardı. Çeşitli dualarla, gülbanglarla ‘Ya Hak, ya Xızır, ya Pir’ denilirdi. Herkes bu çemberin içinden geçerdi. Bu çember, evreni, kâinatın döngüsünü var eder. Çünkü bütün kâinat dairesel olarak döner. Hem Rêya Haq Aleviliğinin takvimi daireseldir; doğrusal değildir. Hem de semahlar daireseldir. Evren, kâinat dairesel olarak tanımlanır. Bu, yeniden doğuşu temsil eder. Herkes o şilan darından geçer; yeniden doğuşunu yaşar. Bu çember genelde bir ana kadın tarafından tutulur. Bunu bir kadının yapması çok önemlidir. Evren, yeni yaşam, özgür yaşam, sağlıklı yaşam kadının ellerinden olur. Kadının doğayla, tabiatla özdeş tutulmasının en önemli nişanesidir” diye konuştu.
'HALKLARA BARIŞ GETİRMESİNİ UMUT EDİYORUM'
Yeniden doğuşu ifade eden Hawtemal/Heftemal'in aynı zamanda yeni gün ve direnişi sembolize eden Newroz'la arasındaki bağa değinen Kete, “Newroz ‘nû roj’, yani yeni gün demektir; yeniden doğuş demektir. Bu yönüyle Rêya Haq Alevi toplumunun hemen hemen çoğunda Newroz kutlanır. Çeşitli isimlerle, çeşitli ritüellerle kutlanır. Ortadoğu’da birçok inanç ve halk da Newroz’u kutlar. Ama Newroz, aynı zamanda diriliş ve başkaldırıdır. Newroz’da çerağlar uyandırılırdı. Mumlar yakılırdı. Bu çerağ aslında bir hakikat ışığıdır. Demirci Kawa’nın yaktığı da bir çerağdır. Aleviler, cemlerinde çerağı uyandırmadan cem bağlamazlar. O cem meydanı kâinatı temsil eder. Kâinatı var eden ışık oradadır. Ve o çerağı uyandıran mutlaka bir kadındır. Ateş, ışıktır. Yaşamdır. Kadının bilgeliğiyle anlam kazanır. Bu yüzden ateş, yaşamın, özgürlüğün ve direnişin kimliğidir. Bu yönüyle Kawa’nın yaktığı ateş ile Alevilerin cemlerde uyandırdığı çerağ aynı hakikatin ifadesidir. Bu ateş, özgürlüğün, direnişin ve birlikte yaşamın simgesidir. Bugüne kadar bu ateş söndürülmemiştir. Aleviler ateşi söndürmez; ateşe su dökmez. Ateş uyandırılır. Çerağ uyandırılır. Ben de 2026 yılı Newroz’unun barış ve demokratik toplum çerçevesinde bütün halklara barış getirmesini, eşit ve özgür bir yaşamın kapısını aralamasını diliyorum” diye konuştu.
MA / Şilan Şirvan Çil